Modern Dünyanın Hukuk Enkazı: Gazze, Soykırım ve Uluslararası Adaletin Krizi
İnsanlık tarihi, belirli dönemlerde hukukun sadece kağıt üzerinde kaldığı, vicdanın ise derin bir sessizliğe büründüğü kırılma noktalarına şahitlik etmiştir. Bugün Gazze’de yaşananlar, sadece bir sınır çatışması ya da bölgesel bir gerilim değil; İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra inşa edilen "Bir daha asla!" düsturunun ve modern uluslararası hukuk düzeninin enkaz altında kalışıdır.
1. 1948 Soykırım Sözleşmesi Işığında Gazze
Uluslararası hukukta "suçların suçu" olarak kabul edilen soykırım, 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde net bir şekilde tanımlanmıştır. Bir eylemin soykırım olarak nitelendirilmesi için sadece kitlesel ölümlerin olması yetmez; bu eylemlerin "belirli bir grubu tamamen veya kısmen yok etme kastıyla" yapılması gerekir.
Gazze’de aylardır süregelen;
- Sistematik olarak gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaçların engellenmesi (Grup üyelerinin yaşam şartlarının fiziksel olarak yok edilmesine yol açacak şekilde kasten bozulması),
- Sivil yerleşim alanlarının haritadan silinmesi,
- Güvenli bölge ilan edilen yerlerin bombalanması,
Hukuk tekniği açısından "özel kastın" (dolus specialis) en somut göstergeleridir. Devlet yetkililerinin kamuoyuna yansıyan beyanları ise bu kastın sadece sahada değil, karar alma mekanizmalarında da var olduğunu belgelemektedir.
2. Uluslararası Adalet Divanı: Tarihi Bir Eşik
Güney Afrika Cumhuriyeti’nin İsrail’e karşı Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) açtığı dava, küresel vicdanın hukuki bir çığlığıdır. Divan’ın "soykırım riskini" kabul ederek ihtiyati tedbir kararları vermesi, meselenin sadece siyasi bir tartışma olmadığını, ciddi hukuki karineler üzerine kurulu olduğunu tüm dünyaya ilan etmiştir. Ancak bu kararların icra edilememesi, uluslararası sistemin yaptırım gücündeki zafiyeti ve "güçlünün hukuku"nun hâlâ hüküm sürdüğünü acı bir şekilde hatırlatmaktadır.
3. Savaş Hukuku (Jus in Bello) İhlalleri
Sadece soykırım değil, aynı zamanda Cenevre Sözleşmeleri ile koruma altına alınan "ayrım gözetme" ve "orantılılık" ilkeleri de Gazze’de yok sayılmaktadır. Bir hastanenin, bir okulun veya bir mülteci kampının hedef alınması, "askeri gereklilik" kılıfıyla meşrulaştırılamaz. Modern hukuk, sivilleri birer "istatistik" değil, mutlak surette korunması gereken özneler olarak tanımlar.
4. Hukukçunun Tanıklığı ve Adalet Arayışı
Hukukçular, toplumsal hafızanın ve adaletin muhafızlarıdır. Gazze’de yaşananlara sessiz kalmak, hukukun evrensel ilkelerine ihanet etmektir. ATE Hukuk olarak bizler, adaletin sadece mahkeme salonlarında değil, coğrafya ve kimlik ayrımı gözetmeksizin her mazlumun yanında olması gerektiğine inanıyoruz. Zulmü kanıksamak, hukukun intiharıdır.
"İnsan, eşyanın kalbine bakmalı," der şair.
Bugün Gazze’de sadece binalar değil, insanlığın binlerce yılda inşa ettiği "hak" ve "adalet" kalesi yıkılıyor. Biz hukukçular, sessizliğin bir suç ortağı olduğunu biliyoruz. Çünkü İsmet Özel’in de dediği gibi:
"Evet, işimiz zor ve karanlık; ama biliyoruz ki: Haklıyız ve kazanacağız."
Hukukun sustuğu yerde vicdanın sesi olmaya, Gazze’de yaşanan soykırımı uluslararası her platformda haykırmaya devam edeceğiz. Adalet, bir gün mutlaka o enkazın altından sağ çıkacaktır.